|
Filmin Adı: Sexual Dependency
23. Uluslararası
İstanbul Film Festivalinde Latin Amerika Sineması bölümünde yer alan,
2003 Locarno Uluslararası Eleştirmenler ödülünü almış “Sexual
Dependency” veya Türkçe adı ile “Cinsel Bağımlılık”, hem deneyselliği
açısından hem de işlediği konu bakımından, festivale en yakışır
filmlerden biri bence. 1978 Santa Cruz, Bolivya doğumlu Rodrigo
Bellott, bu ilk uzun metrajlı filmiyle çok genç bir yönetmen olmasına
rağmen ekranı ikiye bölerek aynı sahnenin farklı açılardan çekilmesi
ile yarattığı görüntü anlayışıyla da bir ilke imza atmış oluyor.
Film ilk başladığında
iki görüntüye başlarda hakim olmak güç gelse de filmin akıcılığı
sayesinde kısa süre sonra buna alışıyoruz. Gerçi deneysel olarak
yapılmış bu görüntü cambazlığı, Bolivya’da geçen üç hikayede çok fazla
anlaşılmasa da ABD’deki üniversitede geçen birbirinin içine geçmiş iki
hikayede hem seyirciyi şaşırtmak adına hem de iki ayrı hayatın
birbirinin yansıması şeklinde anlatılması için de iyi bir araç olarak
kullanılmış.
Çok evrensel olan ırk,
cinsiyet ve sınıflar arası farklılıklardan meydana gelen sıkıntıların
beş tane gencin cinsel deneyimleri üzerinden anlatılması olarak
özetleyebileceğimiz bu film daha çok Larry Clark’ın “Kids”i ile
karşılaştırılıyor. Sinema dili açısından bence daha farklı yerde duran
bu filmde anlatılan beş hikayedeki kafası bekaret, sosyal baskı gibi
birçok konuyla karışık ve gelir düzeyleri çok farklı ailelerden gelen
beş gencin birbirlerine teğet geçen yaşamları, Alejandro Gonzales
Innaritu’nun “Paramparça Aşklar, Köpekler” filmine benzer şekilde
seyirciye aktarılıyor. Filmin esas derdi de tüm karakterlerin bir
şekilde ortak noktası olan iç çamaşır reklam panosu ile simgeleniyor.
Gençlerin seks takıntılı bir medya sonucu nasıl sorunlu bireylere
dönüştüğünü göstermeye çalışan yönetmen, aynı zamanda Chuck
Palahniuk’un “Dövüş Kulübü” kitabında bahsettiği medya, şöhret ve pop
kültürüne yönelik söylediği şu sözlere benzer bir bakış açısı
sergiliyor: “ Bizi bir gün milyoner olacağımıza, film yıldızı, rock
yıldızı olacağımıza inandıran televizyon programları ile büyüdük, ama
bunların hiçbiri olamayacağız.” Televizyon kanallarında boca edilen
sayısız yalanla kirlenmiş olan gençlik, hep “Calvin Klein”
reklamlarındaki erkekler veya moda dergilerince dayatılan 90-60-90
kadınlara dönüşmeğe çalışmak ve sadece etiket olan içi boşaltmış ama
güzel görünenin peşinde koşmaktan dolayı, sonunda gerçekle
yüzleştiğinde gerçekten dibe vurmaktadır.
Elle tutulur bir şey
söylemediğini ve çoğu yönüyle yetersiz olduğunu düşünenler olsa da
bence günümüz dünyasının sekse bakışını çarpıcı bir şekilde aktarmakta
olan “Cinsel Bağımlılık”, beş gencin hayatlarını derinden etkileyen
deneyimlerini 104 dakikalığına iki farklı açıdan izlemek isteyenler
için bulunmaz bir fırsat.
Ali Ersina
21.04.2004
<< İndekse
Geri Dön<<
Tüm hakları saklıdır. Ali Ersina'dan izin alınmadan kopyalanamaz ve
çoğaltılamaz. Copyright (c) 2004 |